Şifre Sıfırlama

Canlı Alemleri ve Özellikleri

Prokaryot Canlılar

   

Prokaryotlar yer yüzünde yaklaşık 3 milyar yıl önce oluşan ilk canlı türleridir. Organeller ve karmaşık sitoplazma yapısı bu canlılarda bulunmaz. Prokaryot yapısına sahip canlılar; arkeler alemi ve bakteriler alemi olmak üzere 2 bölümde incelenir.

I) Bakteriler

En çok organik atıkların bol bulunduğu yerlerde ve sularda yaşayan bakterilerin çekirdekleri, çekirdek zarları veya zarlı organelleri yoktur. -90 derecedeki buzulların içinde veya 80 derecedeki kaplıcalarda yaşayabilen bakteri türleri de vardır. Bakteriler, ilk defa Antony Van Leeuwenhoek tarafından basit ışık mikroskobunda su damlacığı içinde gözlenmiştir.

Bakterilerin hücre içindeki tek organelleri ribozom organelidir. Ancak bazı bakterilerde kloroplast olmamasına rağmen sitoplazma içine dağılmış klorofil pigmentleri bulunur. Bu klorofil pigmentleri sayesinde bakteri fotosentez yapabilir. Aynı zamanda bazı bakterilerde hücre zarlarının kıvrımlarıyla oluşmuş mezozom adında bir yapı bulunur. Bu yapı üzerinde oksijenli solunumda görev alan ETS elamanlarını bulundurur ve bakterinin oksijenli solunum yapmasını sağlar.

Bunlara ek olarak;

  • Bütün bakterilerde hücre, cansız bir çeperle sarılıdır. Çeperin yapısı, bitki hücrelerinin çeperinden farklı olarak selüloz yerine peptidoglikan içerir.
  • Bazı bakterilerde hücre çeperinin dışında kapsül bulunur. Kapsül bakterinin hastalık yapabilme (patojen olma) özelliğini artırır.
  • Bazı bakterilerde plazmit denilen, ana DNA’dan farklı olarak; ana DNA’dan küçük DNA molekülleri vardır. Plazmitler bakterinin antibiyotiklere karşı bağışıklık kazanmasında rol oynar.
  • Bazı bakteriler kamçılarıyla aktif hareket edebilirken, bazıları kamçıları olmadığı için ancak bulundukları ortamla beraber pasif hareket edebilirler. Buna göre bakteriler, kamçısız, tek kamçılı, bir demet kamçılı, iki demet kamçılı ve çok kamçılı olarak gruplandırılır.
  • Bakteriler pilus adı verilen yapılar aracılığıyla yüzeye tutunmayı veya birbirine gen aktarımı yapmayı sağlarlar.

Bakteriler aşırı sıcak, aşırı soğuk, kurak ve besin yetersizliği gibi anormal olumsuz şartlarda endospor oluşturur. Endospor oluşturan bakteride; metabolizma bazal metabolizmaya geçer, hücre içinde bulunan su miktarı azalır ve kamçılar varsa atılır. Endospor oluşturan bakteriler, olumsuz koşullar geçtikten sonra endospor oluşumunu bitirebilirler.

II) Arkeler (Arkebakteriler)

Arkelerin habitatları bataklıklar, tuz gölleri, aşırı asitli ortamlar, sıcak su kaynakları ve aktif volkan ağızlarıdır. Habitatlarından da anlaşılacağı diğer canlı türleri için “uç” diye nitelendirebileceğimiz ortamlarda yaşarlar. 3 milyar yıl önceki Dünya’nın ortamlarından sağ çıkmalarına bu ortamlarda yaşayabilmeleri sayesinde olmuştur.

Arkelerin yönetici molekülü olan DNA’larında histon proteinleri bulunmaktadır ve protein sentezi tepkimeleri ökaryotlara daha çok benzemektedir. Depo karbonhidartı genellikle glikojendir.

Arkelerin Ekonomik Değeri

Biyolojik ve ekonomik özellikleri açısından bakıldığında arkeler, özellikle ılıman şartlarda yaşayan bakterilerin yaşayamadığı koşullarda yaşayabilirler ve bozulmadan kalabilen dirençli enzimlere sahiptir. Bu enzimler, endüstride pek çok tepkimenin gerçekleşmesinde, atık metallerin zehirli özelliklerinin azaltılmasında, kalitesi düşük metal cevherlerinin biyolojik yollarla kullanılabilir hale getirilmesinde vb. kullanılmaktadır. Ayrıca metallerin bulaşması ile kirlenmiş suların yeniden kullanılabilir hale gelmesinde ve boya endüstrisinin anaerobik arıtma tanklarında bulunan atık suyun yeniden temizlenmesinde de arkelerden yararlanılmaya başlanmıştır.

Arkelerin Bakterilerle Kıyaslanması

  • Bakteriler sporla üreme gerçekleştirirken arkelerde sporla üreme gözlemlenmez.
  • Metan gazı üretmek sadece arkelerin yapabildiği bir fizyolojik özelliktir.
  • Arkelerin yaşamsal faaliyetleri daha çok ökaryotlara benzemektedir.

 

Protistler Alemi

 

Protista alemindeki canlılar; bakteriler ve arkelerden zarlı organel bulundurması sayesinde ayrılırlar.  Protista alemini oluşturan canlılar; vücut şekilleri, üremeleri, beslenmeleri veya yaşam biçimleri yönünden çok büyük farklılıklar göstermektedir. Bir hücreli ve çok hücreli ökaryot canlılardan oluşur. Bireysel olarak, koloni halinde, serbest ya da parazit olarak yaşayan formları bulunur. Tatlı sularda yaşayan tek hücreli üyelerinde kontraktil koful (boşaltım kofulu) vardır.

Daha çok suyun içinde yaşarlar. Su dışında yaşayan türleri ise nemli bölgeleri veya diğer canlıların artıklarının içinde ve çevresinde yaşar.

Beslenmeleri fotosentez, absorbsiyon ya da fagositoz ile, çoğalmaları ise eşeyli ya da eşeysiz üreme ile gerçekleşen protistlerin hareketsiz olanları olabildiği gibi, kamçı, siller ya da yalancı ayaklarla hareket edenleri de bulunur. Günümüzde soyu devam eden yaklaşık 60.000 üyesi bulunurken, 60.000 kadar da soyu tükenmiş fosil türü bilinmektedir. Protista alemi; kamçılılar, silliler, kök ayaklılar, sporlular, cıvık mantarlar ve algler olmak üzere 6 grup altında incelenirler.

1) Protozoalar (Kamçılılar, Kök Ayaklılar, Sporlular, Kirpikliler)

 

Bir hücreli canlılardan oluşmuş bir protista grubudur.  4 bölümde incelenir.

A) Kamçılılar

Tek hücreli olup vücudunun ön tarafında hareketi sağlayan bir yada birkaç kamçı bulundururlar. Çoğalmaları uzun eksen boyunca ikiye bölünme şeklindedir yani eşeysiz ürerler. Öglena, Giardia ve Noctiluca örnek olarak verilebilir. Bu grubun popüler canlı türü öglenadır.

Öglena: Bunlar tek hücreli, kloroplast taşıyan fotosentetik canlılardır. Çoğunlukla tatlı sularda yaşarlar. Dolayısıyla ışık varlığında fotosentez yaparlar. Geceleri ise, hayvanlar gibi besinlerini organik olarak dışarıdan alırlar. Yani gündüz ototrof, geceleri heterotrof yaşarlar. Işığın varlığını algılayan göz lekesi gibi ufak bir yapısı vardır. Bu yapı sayesinde ototrof veya heteretrof hareket edeceğine karar verir.

Kamçısı bulunur ve bu sayede hayvanlar gibi aktif hareket yapabilir. Karbonhidratlar paramellum halinde depo edilir. Bu madde nişasta ve glikojenden farklıdır. Öglenanın etrafı pelliküla denilen sert bir yapıyla çevrilmiştir. Bu yapı canlıyı, iç ve dış etkilerden korur.

Kök Ayaklılar

Besin alma ve hareket, yalancı ayak denilen sitoplazma uzantıları ile sağlanır. Kamçılılara ve sillilere göre daha az organel taşırlar. Heterotrof beslenirler. Bu gruptaki canlıların en tanınmış örnekleri amiple ve ışınlı canlılardır (radiolaria). Belirli bir hücre şekilleri yoktur.

Sporlular

Spor denilen özel hücrelerle çoğalan tek hücreli canlılardır. İnsanlarda ve hayvanlarda parazit olarak yaşayan türleri vardır. Sporlulardan en çok bilinen Plazmodyum malaria isimli tür, insanlarda sıtma hastalığına neden olur. Hareket etmelerini sağlayan özel bir yapıya sahip değildirler. Üremelerinde eşeysiz üreme eşeyli üremeyi takip eder. Buna meteganez denir.

Silliler (Ciliata)

Sillerle kaplı bir hücrelilerdir. Silliler Tek hücrelilerin en gelişmiş sınıfıdır. Canlının çevresi pelikula denilen sert bir yapı ile korunmuştur. Pelikulada, sil veya kirpik denilen uzantılar bulunur. Sitoplazmalarında, büyük ve küçük çekirdek gözlenir. Büyük çekirdek metabolizma olaylarını ve eşeysiz üremeyi kontrol ederken, küçük çekirdek eşeyli üremeden sorumludur. Vücutlarında hücre ağzı, yutak ve boşaltım açıklığı gibi yapılar bulunur. Heterotrof beslenme görülür.

En tanınmış üyesi terliksi hayvan yani paramesyumdur. Paramesyum tatlı sularda yaşar ve hücresine giren fazla suyu atmak için 2 tane kontraktil kofula ihtiyaç duyar. Vücudunun dış yüzeyinde hareket etmeye ve besinleri yakalamaya yarayan siller bulunur. Sillerin arasında trikosist adı verilen savunma iğneleri bulunur.

2) Algler

Tatlı ve tuzlu sularda ya da nemli yerlerde yaşayan ökaryot canlılardır. Gerçek kök, gövde ve yaprakları gelişmemiştir. Kloroplast içerdikleri için fotosentez yaparak kendi besinlerini üretirler. Suda yaşayan heterotrof canlıların besin ve oksijen kaynağıdırlar. Bir hücreli ve çok hücreli olanları vardır. Bu gruptaki canlılar, bitki benzeri bazı özellikleri göstermelerine rağmen, bitkilerin tüm özelliklerini içermedikleri için algler sınıfında incelenir.

3) Cıvık Mantarlar

Mantarların protistlere benzeyen grubudur. Ancak hücre çeperine sahip olmadıkları için ve amipsi hareket yaptıkları için mantarlar aleminde incelenmezler. Belirgin şekilleri yoktur. Çok çekirdekli hücrelere sahiptirler.

Nemli ve organik maddece zengin ortamlarda yaşarlar. Heterotrof canlılardır. Ayrıştırıcı olduklarından madde döngüsünde rol oynarlar. Besinlerini amiplerde olduğu gibi yalancı ayaklarıyla alırlar.

Protista alemindeki canlıların biyolojik önemi ve insan sağlığıyla ilişkisi

Protistaların sularda yaşayan türleri buralarda yaşayan balıkların ve diğer hayvanların besin kaynağını oluşturmaktadırlar. Bir hücreli alglerden diatomerlerin ölü kabukları diş parlatıcı toz yapımında kullanılır ve diş macunlarının yapısına parlatıcı olarak katılır. Bir hücreli alglerin bazı türleri zehir üreterek birçok balık türünün ölümüne neden olabilmektedir.

Bazı protozoa türleri, insanlarda çeşitli hastalıklara neden olabilmektedirler. Örneğin amip insanlarda, dizanteri denilen bir hastalığa sebep olmaktadır.

 

Bitkiler Alemi

Bitkiler, fotosentez yapan, ökaryotik, ağaçlar, çiçekler, otlar, yosunlar ve benzeri organizmaları içinde bulunduran çok büyük bir canlılar alemidir. Tam parazit olmayan bitkiler hariç hepsi; kloroplast içerirler ve fotosentezle inorganik maddelerden organik madde üretirler (yani ototrofturlar). Karasal yaşamın oksijen ve besin kaynağıdırlar. Hücre zarlarının üzerinde selülozdan oluşan hücre çeperi bulunur.

Bitkiler Aleminin Sınıflandırılması

 

Bitkiler alemi yukarıda bulunan şemadaki gibi damarlı ve damarsız bitkiler olmak üzere 2 ana kategoriye ayrılır.

Damarsız bitkiler

  • İletim demetleri bulunmayan bitkilerdir
  • Üreme ve gelişmelerinde çiçek ve tohum oluşturamazlar
  • Kara ortamına tam uyum sağlayamadıklarından nemli yerlerde yaşarlar
  • Gerçek kök, gövdeleri ve iletim demetleri yoktur
  • İhtiyaç duydukları suyu nemli ortamdan doğrudan difüzyonla alır
  • Hem eşeyli hem de eşeysiz olarak ürerler. Eşeysiz üremeleri sporla olur.

Damarlı bitkiler

  • Damarlı tohumsuz bitkiler ve damarlı tohumlu bitkiler olmak üzere iki kategoriye ayrılır.
  • Damarlı bitkilerin büyük bir kısmı karada yaşar ve iletim demeti bulundururlar.
  • İletim demetleride ksilem (odun borusu) ve floem‘den (soymuk borusun) oluşur.
  • Ksilemden su ve suda çözünmüş bir takım inorganik maddeler taşınır.
  • Floemden ise yapraklarda üretilen fotosentez ürünleri de dahil olmak üzere organik maddeler taşınır.

A) Damarlı Tohumsuz Bitkiler

Tohum oluşturma özelliği olmayan iletim demeti bulunduran bitkilerdir. Bu bitkiler tohum yerine sporla çoğalırlar (metagenez görülür). Toprak altı gövdelerine rizom denir. Bu grubun en bilinen üyesi eğrelti otlarıdır. Eğrelti otları daha çok nemli bölgelerde, orman altlarında veya bataklıklarda yetişir.

B) Damarlı Tohumlu Bitkiler

Tohum ve çiçek oluşturma yeteneği olan iletim demeti bulunduran bitkilerdir. Damarlı tohumlu bitkilerin genel özellikleri şu şekilde sıralanabilir;

  • Gerçek kök, gövde ve yapraklara sahiptirler.
  • Eşeyli ve eşeysiz olarak ürerler
  • Döllenme gerçekleştikten sonra embriyonun ve besin deposunun bulunduğu bir yapı oluştururlar. Bu yapıya tohum taslağı adı verilir ve meyve ile birlikte olgunlaşır.
  • Genel olarak tohumlarda; tohum kabuğu, embriyo ve çenek (besin doku) bulunur.
  • Damarlı tohumlu bitkiler  tohumlarının özelliklerine göre kendi içinde ikiye ayrılır. Açık tohumlular ve kapalı tohumlular.

1) Açık Tohumlular

Tohum taslakları, meyve yaprakları tarafından örtülmeden açıkta tohum meydana getiren bitkiler. Daha da basit bir ifadeyle bu bitkilerin tohumları kozalaklar gibidir. Yaprak dökmeyen çok yıllık bitkilerdir. Gerçek çiçekleri olmayan bu bitkiler genellikle rüzgarla tozlaşırlar. Yaprakları çoğunlukla iğnemsidir. Çam bu türün aklınızda kalması için iyi bir hatırlatıcı örnektir. Bu türün çiçekleri ayrı eşeylidir.

2) Kapalı Tohumlular

Bu bitkilerde tohum taslağı meyve yaprak ile çevrili bir odacık içinde olduğundan, tohumun oluşumu kapalı olarak gerçekleşir. Endospermleri triploit (3n) kromozomludur.

Açık tohumlulara göre daha gelişmişlerdir. Bitkiler aleminin en geniş kısmını oluştururlar. Meyve olarak adlandırılan yapıları vardır. Kendi içlerinde tek ve çift çenekli olmak üzere ikiye ayrılır.

a) Tek Çenekli

Embriyolarında bir tane çenek bulunduran bitkilerdir. Genellikle tek yıllık otsu bitkilerdir. Saçak kök taşırlar ve yapraklarında paralel damarlanma vardır. Bu tür bitkilerde kambiyum bulunmaz. Örnek olarak; tahıllar, soğanlı bitkiler, muz ağacı, zencefiller, orkideler, palmiyegiller, ananas, papirüs, şeker kamışı verilebilir.

b) Çift Çenekli

Embriyolarında iki tane çenek bulunduran bitkilerdir. Tek yıllık veya çok yıllık olabilirler. Çok yıllıklarında kambiyum bulunur. Bu sayede enine kalınlaşma görülür. İletim demetleri düzenlidir.

Kazık kök taşırlar ve yapraklarında ağsı damarlanma vardır. Bitkilerin büyük bir kısmı çift çeneklidir ve en gelişmiş bitki grubu çift çenekli bitki grubudur.

 

Bitkilerin hayatımızdaki önemi

Bitkilerin hayatımızdaki önemine değinecek olursak; fotosentez yaptıklarından diğer canlılara oksijen ve besin kaynağı olarak hizmet eder. Her yıl bitkiler tarafından kullanılan su miktarı 280 milyar ton, \(CO_2\) miktarı 680 milyar ton, ve kullanılan bu maddelere karşılık olarak atmosfere bırakılan oksijen miktarı ise 500 milyar tondur. Ayrıca bitkiler bir çok hayvana ev sahipliği yaparlar. Bunun dışında inorganik besin döngülerinin devam etmelerinde ve doğal ısının belirli bir seviyede tutulmasında bitkilerin rolü çok büyüktür.

 

Mantarlar Alemi

Mantarlar genellikle çok hücreli, klorofil içermeyen canlılardır. Yaşamaları için gerekli olan besini, bulundukları ortamdan hazır alırlar. Yani heterotrof canlılardır. Mantarların bir kısmı besinlerini ölü bitki ve hayvanları çürüterek karşılar; bazı mantarlar bitkilerle ortak yaşar ve ilişkileri karşılıklı faydaya dayalıdır; diğer bir kısım mantarlar parazit olarak bitki ve hayvanların vücudundan beslenir.

  • Tek ve çok hücreli mantarlar vardır
  • Klorofil ve kloroplast bulundurmadıklarından fotosentez yapamazlar.
  • Fazla glikozu glikojen şeklinde depo ederler.
  • Kök, gövde ve yaprakları yoktur. Kitinden yapılmış hücre zarları vardır.
  • Hif adı verilen yapıların bir araya gelmesiyle oluşurlar. Hifler bir araya gelerek miselyum yapılarını meydana getirirler.
  • Mantarların çürükçül olarak beslenmesine saprofit beslenme denir. Saprofit beslenme yapan mantarlar artıkları çürütmek için dış ortama enzimlerini salgılarlar. Enzimler dış ortamdaki polimer maddeleri monomer maddeler haline getirir. Daha sonra saprofit mantarlar monomer haline dönüşen besinlerini hücre içine alır ve beslenmiş olurlar.
  • Bitkilerle ortak yaşayan (genellikle bitki köklerinde) mantarlar bitkinin topraktan mineral almasına yardımcı olur ve bitki sayesinde beslenmesini gerçekleştirir.

 

 

Mantarlar; eşeysiz ve eşeyli olmak üzere iki farklı şekilde çoğalır. Eşeysiz üremeleri daha çok; sporla ve tomurcuklanarak olur. Aynı zamanda birçok mantar türünde, kopan hif ve miselyum parçaları uygun koşullarda gelişerek yeni bireyleri oluşturur. Eşeyli üremeleri ise döl almaşı (metagenez) ile olur. Metagenez evrede, mantarlarda haploit (n) evre hakimdir; diploit evre (2n) sadece zigot ile sınırlıdır.

Mantarların ekolojik önemi

Mantarların ekolojik anlamda en önemli görevleri saprofit beslenen türlerin madde döngüsünde üstlendikleri roldür. Bu görevi yine saprofit olarak yaşayan çeşitli bakteri ve arkea türleriyle birlikte yerine getirir. Çeşitli bitkilerin köklerinde oluşturdukları simbiyotik yaşam birliktelikleri de yeryüzünde canlılığın devam ettirilebilmesi adına mantarların üstlendikleri önemli görevlerden biridir.

Peynir, alkol, çeşitli ilaçlar ve ekmek yapımında mantarlar kullanılır. Hamura katılan maya mantarları çeşitli tepkimelerle \(CO_2\) çıkararak hamurun kabarmasını sağlarlar. Şapkalı mantarların kültürü yapılarak ekonomik anlamda kazanç sağlar.

Zehirli olmayan şapkalı mantarlar son derece zengin içeriğe sahip olan bir besin maddesidir. Antibiyotikler, vitamin ilaçları ve bazı hormonlar mantarlardan elde edilir. Özellikle penisilin mantarından elde edilen antibiyotik çok tesirlidir ve akciğer zarı iltihabı, çıban, ateşli hastalıklar, böbrek iltihabı, menenjit gibi hastalıkların tedavisinde kullanılır. Ancak doğada zehirli mantarlarında olduğunu unutmamak gerekir.

 

Hayvanlar Alemi (Omurgasızlar)

Çok Hücreli, ökaryot canlılardır. “Hayvan” sözcüğü, günlük kullanımda esasen insan dışı nefes alan ve hareket eden şeyleri ifade etmek için kullanılırsa da biyolojik bağlamda insanı da içerir. Gerekli besin maddelerini ortamdan hazır olarak alırlar yani heterotrofturlar. Süngerler hariç çoğu epitel, bağ, sinir, kas gibi dokulara sahiptir.

Hayvan hücreleri; hücre çeperi bulundurmaz ve fazla besinleri glikojen şeklinde depo eder. Büyüme ve gelişmeleri sınırlıdır.

Hayvanlar alemi; omurgasızlar ve kordalı hayvanlar olmak üzere iki şube altında incelenirler. Kordalı hayvanlar ise ilkel kordalılar ve omurgalılar olmak üzere 2 grupta incelenir.

 

Omurgasız Hayvanlar

Hayvanlar aleminin en geniş kısmını (yaklaşık %95’ten fazlası) omurgasızlar kapsar. Süngerler hariç, hepsinde sinir sistemi vardır ve sinir ipleri karın kısmından geçer. Yapılarında çoğunlukla bir iç iskelet bulunmaz. Bazılarında vücudun dış kısmını örten ve destekleyen dış iskelete rastlanır. Embriyonik dönemde solungaç yarığı ve yaşamlarının hiçbir evresinde, vücuda desteklik sağlayan sırt ipliği (notokord) bulunmaz.  Dolaşım sistemi bulunanların çoğunda açık kan dolaşımı görülür. Ancak toprak solucanı ve ahtapot gibi canlılarda kapalı kan dolaşımı da görülür.

Süngerler, sölentereler, solucanlar, yumuşakçalar, eklembacaklılar ve derisi dikenliler olmak üzere 6 gruba ayrılır.

 

Süngerler

Denizlerde veya tatlı sularda yaşarlar. Hiç bir özelleşme olmadığından en basit yapılı hayvanlardır. Organ veya sistemlerin çoğu bu canlılarda bulunmaz. Genellikle simetrisi olmayan canlılardır. Eşeysiz ve eşeyli olarak üreyebilirler. Kendilerine özgü bir iç iskelete sahiptirler. Vücutlarında por adı verilen delikler vardır ve buradan geçen suları filtreleyerek (sudaki küçük canlılarla) beslenirler.

Sölenterler

Yumuşak vücutlu etçil hayvanlardır. Çoğu denizlerde, az bir kısmı da tatlı sularda yaşar. Denizanası, deniz şakayığı, mercan, deniz lalesi, hidra gibi türleri içeren omurgasız sınıfıdır.

Vücutlarının ortasında sindirimin gerçekleştiği bir boşluk bulunur. Bu boşluğa açılan bir delik hem ağız hem de anüs görevi yapar. Ağzın etrafında bulunan tentaküller avlarını yakalamaya ve sindirim boşluğu içerisine itmeye yarar. Eşeyli ve eşeysiz ürerler. Çoğunun hayat döngüsünde polip ve medüz olmak üzere iki evre görülür.

Solucanlar

İki taraflı (bilateral) simetriye sahip olan canlılardır. Embriyonun gelişim döneminde organlar ektoderm (diş deri), mezoderm (orta deri) ve endoderm (iç deri) olmak üzere üç doku tabakasından farklılaşırlar. Solucanlar çoğunlukla eşeyli ürerler. 3 grupta incelenir.

1-Yassı solucanlar: İsimleri gibi vücutları da yassı, yumuşak ve incedir. Vücutlarında ağız ve anüs görevi yapan tek bir açıklık bulunur. Bazı türleri parazit olarak beslenirler. En gelişmemiş solucan grubudur.

2-Yuvarlak solucanlar: Yuvarlak solucanlarda isimleri gibi yuvarlak ve uzundur. Vücutlarında ağız ve anüs yapısı ayrı olarak bulunur (ilk defa bu grubun ağzı ve anüsü ayrıdır). Bazı türleri iç parazit olarak yaşar. Parazit olarak yaşayanlar askaris, kancalı kurt, trişin ve fil hastalığı gibi hastalıklar yaparlar.

3-Halkalı (toparak) solucanlar: İsminden anlaşıldığı gibi vücutları halkalı yapıdadır. Solucanların en gelişmiş grubudur. Kapalı kan dolaşımı, boşaltım için özelleşmiş yapıları ve merkezi sinir sistemi gibi gelişmiş yapıları vardır. Bazıları etçil olup, bazıları çürümekte olan bitkilerle beslenir. Eşeyli ürerler. Toprak solucanı bu gruba iyi bir örnektir.

Yumuşakçalar

Vücutları yumuşak ve segmentsindir. Çoğunda kabuk bulunur (salyangozlardaki gibi). Ancak mürekkep balığında iç iskelet bulunur. Bunun gibi bir istisna da sümüklü böceklerde dış iskelet olmamasıdır. Suda yaşayanlar solungaç, karada yaşayanlar deri (vücut yüzeyiyle) solunumu yaparlar. Genellikle açık dolaşım görülür. Eşeyli üreme ile ürerler.

 

Eklembacaklılar

Hayvanlar aleminin en geniş şubesidir ve bilinen türlerin yaklaşık ¾ ünü içerir. Omurgasız hayvanların kara hayatına en iyi uyum yapmış grubudur. Çizgili kasları vardır bu yüzden hızlı hareket ederler. Kitin yapılı dış iskeletleri vardır. Eklembacaklılar içinde etçil, otçul ve hem etçil, hem otçul beslenen türler vardır. Sindirim sistemleri tamdır ve ağız yapıları beslenme tarzına göre farklılıklar gösterir. Eklembacaklılar; kabuklular, örümcekgiller, çok ayaklılar ve böcekler olmak üzere 4 kategoride incelenirler.

1-Kabuklular: İki çift anten taşıyan, solungaç solunumu yapan kabuklu omurgasızlardır. Kabukları çok serttir. Rutubetli yerlerde ve su kenarlarında yaşarlar. Karides, yengeç, su pireleri ve istakoz en tanınan örnekleridir. 

2-Örümcekgiller: Dört ayaklı antensiz eklem bacaklı grubudur. Bir çoğu kitapsı akciğer ile solunum yaparlar. Çoğu karada yaşar. Vücutları baş ve göğüs olmak üzere iki bölmelidir. Göğüslerinden ekstra 4 bacak daha çıkar.

3-Çok ayaklılar: Solucana benzeyen ancak çok ayağı bulunan eklembacaklı türüdür. Zehirli üyeleri vardır. 

4-Böcekler: En geniş hayvan grubudur. Üç çift bacakları ve bir çift antenleri vardır. Trake denilen borularla solunum yaparlar. Bir çoğunda kanat bulunur. Vücutları; baş, göğüs ve karın olmak üzere 3 segmentten oluşmuştur. Bazıları başkalaşım geçirir. Arılar, kelebekler, pireler ve hamam böceği gibi türleri içinde barındırır.

Derisi Dikenliler

Bütün tüleri denizlerde yaşar. Derileri dikenlidir ve vücur çeperlerinde kalker plakalar bulunur. Bu plakalar iç iskelet sistemini oluşturur. Vücutlarında savunma amaçlı dikensi çıkıntılar vardır. Rejenerasyon (yenilenme) yetenekleri yüksektir. Deniz yıldızı örnek olarak verilebilir.

 

Hayvanlar Alemi (Kordalılar)

 

 Hayvanlar alemini iki büyük gruba ayırıyoruz.

Kordalılar

Kordalı olarak isimlendirilen hayvanlar hem ilkel kordalıları hem de omurgalıları kapsayan bir sınıflandırma basamağıdır. Bu gruba giren hayvanlar yaşamın belirli bir evresinde, genellikle de embriyonik gelişim sürecinde dört ortak özellik içerirler. Bu dört kordalı özelliği şunlardır:

1-Notokord: Sindirim borusu ile sinir kordonu arasında uzunlamasına yer alan ve iskelet görevi yapan esnek bir çubuktur.

2-Sırt bölümünde içi boş sinir kordonu: Notokordun üzerinde bulunur. Embriyodaki bu yapıdan gelişmiş kordalılarda (omurgalılar) beyin ve omurilik oluşur.

3-Solungaç yarıkları: Ağzın gerisinde bulunur. Gaz alışverişi ve beslenmede rol oynar.

4-Vücudun arka bölümünde kuyruk: Kaslı yapıdadır. Suda yaşayan türlerin çoğunda itici kuvvete yardımcı olur.

İlkel Kordalılar

 

İlkel kodalılar omurgasızlardan omurgalılara bir geçiş formu gibidir. Genellikle kapalı kan dolaşımı görülür. Bu grubun en önemli örneği olan amfiyoksüs; birkaç cm boyunca, balığa benzeyen şeffaf vücutlu bir hayvandır. Bu canlılar kordalı karakterlerinin hepsini ergin evrede de taşırlar.

Omurgalılar

Embriyonik gelişim sırasında kısa bir sure görülen notokordun yerini omurlardan oluşmuş bir omurga almıştır. Vücutlarında kemik ve kıkırdaktan yapılmış iç iskeletleri bulunur. En gelişmiş canlı grubudur. Doku ve organ gelişimi en yüksek derecede bulunur. Vücutlarında özel görevler yapan sistemler bulunur. Hepsi eşeyli yollarla çoğalırlar. Böbrekleriyle boşaltım yaparlar.

Omurgalı hayvanları; balıklar, kurbağalar, sürüngenler, kuşlar ve memeliler olmak üzere 5 grupta inceliyoruz.

Balıklar

Çoğunlukla sularda yaşarlar ve genellikle solungaç solunumu yaparlar (kemikli balıklarda hava keseleri bulunur). Vücutları alt deriden gelişmiş pullar ile kaplıdır. Derileri mukus salgılar. Genellikle, (yumurtalar aracılığıyla) dış döllenme ve dış gelişme ile çoğalırlar. 

Kalpleri bir karıncık, bir kulakçıktan oluşur. Kalplerinde daima kirli kan bulunur. Bu kirli kan solungaçlardan geçerken oksijence temizlenir ve kalbe geri dönmeden vücuttaki ilerleyişine devam eder. Azotlu boşaltım atıkları \(NH_3\)’ tür. Dengeyi sağlamaktan sorumlu olan beyincikleri iyi gelişmiştir.

Bazı balık türlerinde akciğer bulunmaktadır. Akciğerli balıklar, hem solungaçlarıyla hem de akciğer benzeri yüzme keseleriyle hava solunumu yapabilen canlılardır. Akciğerlerinin, diğer kemikli balıklarda dengeyi sağlayan yüzme keselerinden farklılaştığı tahmin ediliyor. Bugün yaşayan 6 türü bulunuyor. Bazı akciğerli balıklar, amazondaki su birikintilerinde yaşar ve su taşkınlar sırasında ürer, kuru iklimde tekrar birikintilerine dönerler.

Kurbağalar

Yaşamlarının bir kısmını suda bir kısmını karada geçirdikleri için “iki yaşamlılar” adını almışlardır. Gelişmelerinde genel olarak başkalaşım görülür. Suda ve nemli yerlerde yaşar. Larva dönemlerinde solungaç; ergin dönemlerinde deri ve akciğer solunumu yaparlar. Deri solunumlarının iyi olması için derisi mukus salgılar (bazı türlerde zehir bezleri de bulunabilir). Soğukkanlı hayvanlardır. Kış uykusuna yatarlar. Genellikle dış döllenme görülür ve gelişme suda tamamlanır. Kurbağa, semender (kuyruklu kurbağa) bu gruba örnek verilebilir.

Sürüngenler

Vücutları keratin pullarla kaplı kara canlılarıdır. Kreatin pullar sert ve sağlam bir doku oluşturduğundan derisinde gözenekler bulunmaz bu yüzden deri solunumu yok denecek kadar azdır. İç organları kaburgalar tarafından korunan ilk omurgalılardır. Azotlu boşaltım atıkları ürik asittir. Karıncık yarım bir perde ile ikiye ayrılmıştır (Timsahlarda kalp dört odacıklıdır). Kış uykusuna yatarlar. İç döllenme görülür ve gelişme ana canlının vücudu dışında gerçekleşir. Ancak bazı türleri doğurur. Sürüngenlere; yılanlar, kertenkeleler, kaplumbağalar, timsahlar ve şu anda yaşamayan dinozorlar örnek gösterilebilir.

Kuşlar

Kuzey Kutbundan Güney Kutbuna dünya üzerindeki tüm ekosistemlerde yaşarlar. Yaklaşık 10 bin civarında kuş türü olduğu tahmin edilmektedir. Vücutlarının neredeyse (bacakları pullarla kaplı) tamamı tüylerle kaplıdır. Sıcak kanlı hayvanlardır. Kalpleri 4 odacıklıdır ve kalplerinde kirli ve temiz kan birbirine karışmaz.

Akciğerleri ve solunumları çok gelişmiştir. Akciğerde solunum havasını çift yönlü kullanabilirler. Kemiklerinin içinde daha fazla hava depolamak ve daha rahat uçabilmek için hava boşlukları vardır. Bu hava boşluklarıyla akciğerler bağlantılıdır.

 

Azotlu boşaltım atıkları ürik asittir. İç döllenme ve dış gelişme görülür. Yumurtadan çıkan yavrularıyla ilgilenirler ve belli bir yaşa kadar büyütürler.

Memeliler

İnsanlarında içinde bulunduğu en çok evrilmiş gruptur. Vücutları kıllarla kaplıdır. Derilerinde ter, yağ ve süt bezleri gibi salgı bezleri bulunur. Akciğer solunumu görülür. Akciğerlerinde alveol adı verilen kesecikler bulunur. Kastan yapılmış bir diyaframa sahiptirler. Çoğu tür kendine ait sesler çıkarabilir. Tamamında iç döllenme görülür. Yavru bakımı vardır. Yavrular süt bezlerinden salgılanan süt ile beslenirler. Olgun alyuvarlarında çekirdek yoktur.

Kalpleri dört odalıdır. Kirli ve temiz kan birbirine karışmaz. Sıcakkanlı canlılardır. Çenelerinde farklı tipte dişler (kesici, öğütücü dişler gibi) vardır. Avcı türlerde daha çok kesici dişler, otçul türlerde ise daha çok öğütücü dişler bulunur. Azotlu boşaltım atıkları üredir.

Memeliler, gagalı memeliler, keseli memeliler ve plasentalı memeliler olmak üzere üç gruba ayrılır.

1-Gagalı memeliler: Yumurtlayan tek memeli grubudur. Yumurtadan çıkan yavrularını sütle beslerler. İnsanlardaki gibi meme uçları yoktur; yavruları kürklerinden süt emerler. Sindirim ve boşaltım atıkları tek bir açıklıktan atılır. Bu yapıya kloak denir. Balık, kurbağa, sürüngen ve kuşlarda da kloak görülür. Avustralya ve Yeni Gine’de bulunur. Dikenli karıncayiyen ve ornitorenk gagalı memeliler grubundadır. 

2-Keseli memeliler: Kısa bir gebelik süresinin sonunda gelişimini tamamlamadan doğan yavrular, anne karnındaki keseye alınırlar ve buradaki süt bezlerinden beslenerek gelişimlerini tamamlarlar. Koalalar, kangurular ve opussumlar bu grubun örnekleridir. Avustralya ve Amerika’da yaşarlar. Kanguru, keseli sincap, keseli sansar, keseli köstebek gibi hayvanlar bu gruba örnektir.

3-Plasentalı memeliler: En yaygın memeli grubudur. İç döllenme ve iç gelişme ile çoğalırlar. Embriyonun gelişimi, anne karnında gerçekleşir. Gelişim sırasında embriyonun madde alışverişi ihtiyacı plasenta adı verilen özel bir yapı aracılığı ile sağlanır. Kirpi, tavşan, fil, denizineği, lemur, ayı, insan, zürafa, yunus, köstebek plasentalı memelilerden bazılarıdır.

 

Virüsler

 

Virüsler; çok küçük boyutlardaki, canlı veya cansız oldukları tartışılan birer varlıktır. Virüsler normal mikroskoplarla görünemez; ancak elektron mikroskobuyla virüsleri görebiliriz. Virüsler, yalnızca hücreyi oluşturan temel yapıtaşlarının çok az bir miktarının yine kompleks bir yapı oluşturmalarından meydana gelmiştir.

NOT: Bazı kaynaklar virüsleri canlı olarak sınıflandırmamakta ve bu konu içerisinde anlatmamaktadır.

Virüslerin varlığı 19. asrın sonlarına doğru Cöffler ve Frosch tarafından ispatlandı. 1899’da M.W. Beijerinck, hastalıklı tütün yapraklarında “tütün mozayik virüsü”nü tespit etti. 1933’te elektron mikroskobunun keşfiyle virüslerin yapısı hakkında kesin görüntüler elde edildi. Araştırmalar neticesinde virüslerin belli sıcaklıklarda bazı canlı dokular üzerinde üreyebildiği keşfedildi.

Bir virüsün yapısı sadece dışında bir protein kılıf ve içerisinde nükleik asitten meydana gelir. Herhangi bir organeli ve enzimleri olmadığı için normal bir hücre gibi yaşamlarını sürdürebilmeleri olanaksızdır. Yaşamsal faliyet (üreme gibi) gösterebilmek için mutlaka canlı bir hücreye girmeleri gerekir. Hücre dışında ise kristal halde bulunurlar. Bu yüzden bilim adamları tarafından cansızlık ile canlılık arasında geçiş formu olarak kabul edilirler. Virüslerin çoğalması şöyle gerçekleşir:

Virüs hücreye tutunduğunda ilk önce hücrenin zarını eritir. Daha sonra bu delikten içeriye kendi nükleik asitini akıtır. Hücreye giren virüs nükleik asidi derhal yönetimi ele geçirerek hücreyi kendi hesabına çalıştırmaya başlar. İlk önce kendi nükleik asitlerinin kopyalarını arkasından da protein kılıflarını sentezlettirir. Daha sonra bunları birleştirerek yüzlerce virüs oluşmasını sağlar. Hücre içerisindeki virüsler hücreyi patlatarak dışarı çıkar ve yeni hücrelere tutunana kadar kendilerini pasif moda sokarlar. Yapılarından dolayı ve hücre içerisinde bulunduklarından antibiyotik türü ilaçlardan etkilenmezler.

 

Virüsler küre, çubuk ve elips şeklinde olabilirler. Bulundurdukları nükleik asit tek çeşittir. Yani ya sadece DNA yada sadece RNA bulundururlar. Aynı zamanda çok ta spesifiktirler. Sadece belirli hücrelere girerler (girecekleri hücrenin glikoprotein tabakalarına uyum sağlamaları gerekir). Bir kuduz virüsü sadece beyin hücrelerine, uçuk virüsü sadece ağız civarındaki epitel doku hücrelerine bir bakteriyofaj sadece belirli bakteri türlerine, AIDS virüsü sadece kandaki akyuvar hücrelerine girer.

 

Mehmet KÜÇÇÜK

Sosyal Medyada Paylaş

56 Görüntülenme

Eklenme Tarihi: 01.04.2021 12:16
Son Güncelleme: 01.01.1970 00:00

0 Yorum

İPTAL
Bu işlemi gerçekleştirebilmek için giriş yapmanız gerekmektedir!