Şifre Sıfırlama

Dolaşım Sistemleri

Dolaşım Çeşitleri ve Canlılar Üzerindeki Örnekler

Metabolik faaliyetlerin devamı için gereken maddelerin ortama kazandırılmasını veya metabolik faaliyetler sonucu oluşan artık/zararlı maddelerin ortamdan uzaklaştırılmasını sağlayan sisteme dolaşım sistemi denir. Dolaşım sistemine sahip olmayan canlılara örnek olarak yassı solucan verilebilir. Dolaşım sistemi açık ve kapalı dolaşım sistemi olmak üzere ikiye ayrılır.

Açık Dolaşım Sistemi: Bu tür sistemlerde az sayıda odacığı (1-2) bulunan kalp ve bir kaç damar vardır. Kan (bu canlıların kanına hemolenf denir), dokular arasındaki sinüs denilen boşluklardan ilerler. Kan hücreye ulaştığında ise madde ve gaz alış-verişi gerçekleşir*. Açık dolaşım sisteminde kılcal damar olmadığı için kanın akış hızı oldukça yavaştır; buna bağlı olarak açık dolaşım sistemine sahip canlıların metabolizması da yavaştır. Yumuşakçalar, eklembacaklılar ve derisidikenlilerde görülür.

NOT: Trake solunumu yapan canlılarda gaz alış verişi kan aracılığıyla yapılmaz.

Kapalı Dolaşım Sistemi: Kapalı dolaşım sistemi; atardamar, toplardamar, kılcaldamar ve kalpten oluşur. Kan hep damar içinde olduğundan kapalı dolaşım sistemi, açık dolaşım sistemine göre daha hızlıdır; buna bağlı olarak kapalı dolaşım sistemine sahip canlıların metabolizması da hızlıdır. Hedef hücreyle kan temas etmez. Bu yüzden kılcaldamarların etrafında madde ve gaz alış verişini sağlayacak doku sıvısı bulunur. Toprak solucanı, ahtapot, bazı omurgasız hayvanlar ve bütün omurgalı hayvanlar kapalı dolaşım sistemine sahiptir.

Bazı canlılarda hem açık hem de kapalı dolaşım sistemi olmayabilir. Omurgasız hayvanlardan; sünger, sölenter ve yassı solucanlar bu tür, dolaşım sistemi bulunmayan, canlılara örnektir. Bu canlılar dolaşım ihtiyacını; difüzyon, osmoz ve aktif taşıma ile sağlar.

Soğukkanlı canlı: Karaya geçen ilk canlılar, kısa süreler içinde sıcaklığın büyük ölçüde değiştiği ortamlarda yaşamak zorunda kaldıklarından, sürekli ısı meydana getiren metabolizmaları olmadığı ve oluşturdukları ısıyı düzenleyip, saklayamadıkları için, çevre sıcaklığına bağımlı olarak işlev göstermek zorunda kalmışlardır. Bu tip hayvanlara yanlış olarak önceleri; soğukkanlı hayvanlar denilmiş olsa da, doğru olarak; değişken sıcaklı = poikloterm hayvanlar denir. Bugün yaşayan hayvanlarda da, sıcaklığın düşmesine bağlı olarak ortaya çıkan uyuşukluk hali halen görülmektedir.

Balıklarda Dolaşım Sistemi

Balıkların kalbi; bir karıncık ve bir kulakçık olmak üzere 2 odacıktan oluşmuştur. Kalpte daima kirli kan bulunur. Kalpten çıkan kan solungaçlardan geçerek oksijence zenginleşir. Daha sonra dokulara uğrayarak tekrar kirlenir ve kalbe uğrar. Kısacası; balıklarda küçük dolaşım görülmez.

Balıklar değişken sıcaklı canlılar olsalar da, su sıcaklığı 4 derecenin altına düşmediği için kış uykusuna yatmazlar.

Kurbağalarda Dolaşım  Sistemi (Amfibiler)

Kurbağaların kalbi 3 odacıklıdır. Bunlardan ikisi kulakçık, birisi de karıncıktır. Vücuttan gelen kirli kan sağ kulakçığa, akciğerden gelen kan sol kulakçığa dökülür. İki kulakçıkta aynı karıncığa açıldığı için oksijence fakir ve zengin kan birbirine karışır ve vücuda pompalanır.

Kurbağalar, akciğer solunumu yetmediği için deri solunumu yapar. Değişken ısılı (soğuk kanlı) hayvanlardır. Kış uykusuna yatarlar.

Sürüngenlerde Dolaşım Sistemi

Kalpleri 3 odacıklıdır. Kirli ve temiz kanın daha az karışmasını sağlayan yarım perde bulunur. Yarım perde sayesinde sadece akciğer solunumu canlıya yeter. Değişken sıcaklı canlılardır, kış uykusuna yatar.

Not: Timsahlarda tam perde vardır. Karıncıklarda temiz ve kirli kan birbiriyle karışmaz. Kalpten çıkan kan, panizza kanalı adı verilen bir kanalla birbirine karışır. Kalpte, temiz; vücutta ise karışık kan dolaşır.

Kuş ve Memelilerde Dolaşım Sistemi

Bu canlıların kalpleri dört odacıklıdır. Temiz ve kirli kan hiçbir zaman karışmaz. Vücut sıcaklıkları sabit olup, çevreye göre değişmez . Bundan dolayı kış uykusuna da yatmazlar. Bu tip canlılara sıcak kanlı canlılar da denir. Bunu sağlayan diğer önemli faktör, beyinlerinde sıcaklık düzenleme merkezinin (hipotalamusun) bulunmasıdır.

İnsanda Dolaşım (Kan Dolaşımı)

İnsanlarda 2 çeşit dolaşım sistemi bulunur. Bunlardan birisi lenf dolaşımı diğeri ise kan dolaşımıdır. Kan dolaşımı; kan, kalp ve kan damarlarından oluşur.

Kalp

Göğüs boşluğunda iki akciğer arasında hafif sola eğik olarak yerleşmiştir.

İnsanda bulunan kalp 4 odacıktan oluşmaktadır. Kulakçık adını verdiğimiz toplardamardan kan toplayan yapılar, topladıkları kanı karıncık adındaki kalp bölmesine iletir. Karıncıklar atardamarlar aracılığıyla kanları ilgili organlara ulaştırır.

Kalbin sağında ve solunda birer kulakçık ve karıncık bulunur. Kalbin sol kısmında oksijen yönünden temiz, sağ kısmında kirli kan bulunur. Sağ karıncığın görevi kirli kanı akciğerlere ulaştırmaktır; sol karıncığın görevi ise temiz kanı bütün vücuda dağıtmaktır. Bu görev farkından dolayı sol karıncık daha büyük ve güçlüdür.

Kulakçık ve karıncıkları birbirinden ayıran kapakçıklar bulunur. Bu kapakçıklar kanın kalp içinde tek yönlü akmasını sağlar. Sağ kulakçıkta sağ karıncık arasında üçlü kapakçık (triküspit) sol kulakçık ve sol karıncıkarasında ise ikili kapakçık (biküspit, mitral) bulunur. Bu kapakçıklar, karıncıklar kasıldığında kapanır, kulakçıklar kasıldığında açılır.

  • Kalpten çıkan atardamarların kalpten çıkış noktalarında ise yarım ay şeklinde kapakçıklar vardır. Karıncıklardan pompalanan kanın geri dönmesini önler.
  • Kalp 3 ana kısımdan oluşur; (dıştan içe doğru) perikard, miyokard ve endokard. Perikard tabakası kalp zarıdır, kalbin rahat çalışmasını sağlar ve kalbi korur.
  • Miyokard tabakası asıl kaslı kısımdır, istemsiz çalışır. Bu tabakanın kalın olduğu yerler daha güçlüdür. Bu yüzden karıncıklarda kalın, kulakçıklarda incedir. Aynı zamanda bu tabakada kalbin kendisini besleyen kroner damarlar bulunur. Kroner damarlar tıkanırsa kalp krizi gerçekleşir.
  • En iç tabaka olan endokart tabakası tek sıralı epitel dokudan oluşmuştur.
  • Kalbin çalışması, kulakçık ve karıncıkların kasılıp gevşemesi ile gerçekleşir. Kalbin kasılmasına sistol, gevşemesine diastol denir. Kulakçıklar kasılırken karıncıklar gevşer, karıncıklar kasılırken de kulakçıklar gevşer.

Tansiyon: Dolaşım sistemi atardamarları içindeki kanın basıncına denir. Tansiyon ölçümü tansiyon aleti yardımıyla yapılır.
Nabız: Nabız kanın sol karıncıktan büyük atardamarlara pompalanması esnasında ,uç noktalardaki atardamarlarda oluşturduğu dalgalanmadır. Normal nabız, yetişkinde dk’da 60–100 kez çocukta dk’da 100–120 kez bebekte dk’da 100-140 kez civarındadır. Nabız, kalbin attığını gösterir.

Kalp Nasıl Çalışır?

Kalp döngüsü 0,85 saniyedir. Bunun 0,15 saniyesinde kulakçıklar kasılır, 0,30 saniyesinde karıncıklar kasılır kalan 0,40 saniyede ise karıncık ve kulakçıklar dinlenir. Yetişkin bir insanda kalp dakikada ortalama 70-80 kere atar, bu sayı bebeklerde 120 yi bulabilmektedir.

Kalbin çalışması kalp kasının kasılmasıyla gerçekleşir. Kalp kaslarının kasılmasnda S.A. (sinoatrial düğüm), A.V (atrioventrikülerdüğüm) ve his demetleri rol oynar.

Kalbin Çalışmasını veya Yavaşlamasını Sağlayan Faktörler

Omurilik soğanı ve otonom sinirler kalbin çalışma hızını etkiler.

Kalbin çalışmasını hızlandıran faktörler

  • Kandaki CO2 miktarının artması veya CO2 seviyesine bağlı olarak ph düşmesi.
  • Adrenalin hormonu
  • Sempatik sinirler
  • Trioksin hormonu
  • Kafein ve nikotin gibi uyarıcı maddeler
  • Bazı ilaçlar

Kalbin çalışmasını yavaşlatan etmenler

  • Parasempatik sinirler ve vagus siniri
  • Asetilkolin

Damar Ağı

Damarlar kanın içinde taşındığı tüplerdir. Toplardamar, atardamar ve kılcal damar olmak üzere 3 çeşit damar türü bulunmaktadır.

Atar Damarlar

  • Atardamar veya diğer adıyla arter, kalpten vücuda kan taşıyan damarlardandır. Atar damarlar genellikle temiz kan taşırlar (akciğer ve plasenta atar damarları kirli kan taşır). Kalpteki yarımay kapakçıkları hariç yapılarında kapakçık bulunmaz. Lifli bağ doku, elastik lif içeren düz kas ve tek sıralı yassı epitel doku olmak üzere 3 kısımdan oluşur.
  • Yapısındaki elastik lifler sayesinde patlamadan yüksek kan basıncına dayanır.

Toplar Damarlar

  • Kanı kalbe toplayan damarlara toplar damar denir. Akciğer ve plasenta toplar damarı  hariç bütün toplar damarlar kirli kan taşır. Atar damardaki gibi 3 tabakaya sahiptir.
  • Toplar damarlardaki kan basıncı çok düşük olduğundan tek yönlü kapakçıklar bulunur. Basınç düşük olduğu için elastik lifler bulunmamaktadır.

Kılcal Damalar

  • Tüm vücudu ağ gibi sarar. Madde alış-verişinin gerçekleşmesi için tek katlı yassı epitelden oluşur ve çok incedir. Vücudumuzda en çok bu damar türünden bulunur. Kılcal damarlarda kanın akış hızı yavaştır.

3 Damar tipinin kıyaslanması

  • Çeper kalınlıkları, kalından inceye doğru;
    Atar damar > Toplar damar > Kılcal damar
  • Damar çapları, büyükten küçüğe doğru;
    Toplar damar > Atar damar > Kılcal damar
  • Kanın akış hızı, hızlıdan yavaşa doğru;
    Atar damar > Toplar damar > Kılcal damar
  • Kan basıncı, yüksekten alcak olana doğru;
    Atar damar > Kılcal damar > Toplar damar

Kan

Kandan madde geçişi

(Bu maddeyle ilgili internette araştırma yaparken “starling hipotezi” terimini kullanabilirsiniz)

Kılcal damardan madde alış verişi gerçekleşirken 2 ana unsur vardır;

  • Kan Basıncı
  • Proteinlerin Osmotik Basıncı

Bu 2 ana unsurdan birisi olan kan basıncı besinlerin kandan hedef dokuya geçmesinde pozitif, proteinlerin osmotik basıncı ise negatif etki yapar. Yani kanda;

  • “Kan Basıncı > Proteinlerin Osmotik Basıncı” olduğunda kandan hedef dokuya besin ve oksijen geçişi olur.
  • “Proteinlerin Osmotik Basıncı > Kan Basıncı” olduğunda hedef dokudan kana atık madde ve karbondioksit geçişi olur.

Kan Dolaşımı

Kanın vücuttaki dolaşımı büyük ve küçük kan dolaşımı olmak üzere iki şekilde gerçekleşir.

Küçük Kan Dolaşımı: Amacı kanın akciğerlerde temizlenmesidir. Kalbin sağ karıncığından çıkan oksijence fakir kan, akciğer atardamarı ile akciğerlere gidip oksijence zenginleştikten sonra akciğer toplardamarıyla kalbin sol kulakçığına gelir. Küçük dolaşımına akciğer dolaşımı da denir.

Büyük Kan Dolaşımı: Amacı oksijen yönünden zengin kanın vücuttaki hedef hücrelere gönderilmesidir. Kalbin sol kulakçığına gelen oksijence zengin kan sol karıncığa geçer. Sol karıncıktaki kanın aort atardamarı ile kalpten çıkıp, hedef hücreye veya dokuya ulaştıktan sonra, oksijence fakirleşerek ana toplardamarlar ile kalbin sağ kulakçığına döner.

Kanın Yapısı

Kan, kan plazması ve kan hücreleri olmak üzere 2 ana başlık altında incelenebilir.

Kan Plazması

Kan plazmasının büyük bir çoğunluğu (%90) sudur, %7-8 oranında kan proteinleri*, geri kalan kısımda ise monomer besinler, üre, atık maddeler, antikor, hormonlar, gazlar… bulunur.

NOT: Kan proteinleri, kanın pıhtılaşması gibi bazı olayların gerçekleşmesinde rol oynarlar. Yapısında; albumin, globulin, fibrinojen ve protrombin gibi kan proteinleri vardır.

Kan Hücreleri

Kanın yaklaşık %45’ini oluşturur. İçerisinde alyuvar (eritrosit), akyuvar (lökosit) ve kan pulcukları (trombositler) bulunur.

Alyuvarlar: Oksijen ve karbondioksit taşıyan içerisinde hemoglobin pigmenti bulunan kan hücresidir. Kanda en çok bulunan kan hücresidir. Hemoglobinin içindeki demir sayesinde kana kırmızı rengini verir.

  • İnsanlarda olgun alyuvar hücreleri çekirdeksizdir. Bu sayede daha çok gaz taşınabilir. Deniz seviyesinden yükseklere çıkıldıkça oksijen basıncı düşer, nefes almanın güçleşmemesi için kandaki alyuvar sayısı artar.
  • Alyuvarlar kırmızı kemik iliğinde üretilir. Ömürleri 120 gündür. Ömrü biten alyuvarlar karaciğer veya dalakta parçalanır.

Trombositler: Kemik iliğindeki büyük hücrelerin parçalanmasıyla oluşur, renksiz ve çekirdeksizdir. 1mm (küp) kanda 150 bin – 400 bin kadar bulunur. Kanın pıhtılaşmasını sağlar. Yaklaşık bir hafta olan ömürlerini tamamladıklarında karaciğer veya dalakta parçalanır.

Akyuvarlar: Savunma hücreleridir. Vücutta enfeksiyon olduğunda akyuvar sayısı artar. Kemik iliği ve lenf bezlerinde üretilen akyuvarların çekirdekleri ve organelleri bulunur. Yalancı ayaklar oluşturarak aktif yer değiştirebilir.

Akyuvarlar granüllü ve granülsüz olmak üzere ikiye ayrılır.

Granüllü Akyuvar

  • Sitoplazmalarında granül adı verilen tanecikler bulunur.
  • Çekirdekleri boğumludur.
  • Kemik iliğinde üretilir.
  • Nötrofil, eozinofil, bazofil olmak üzere üçe ayrılır.

Granülsüz Akyuvar

  • Sitoplâzmalarında tanecik bulunmaz.
  • Çekirdekleri büyük ve yuvarlaktır.
  • Kemik iliğinde üretildikten sonra dalak, lenf düğümleri ve timüs gibi organlarda aktif hale gelir
  • Monosit ve lenfosit olarak ikiye ayrılır.

Kan Grupları

İnsanda kan grubunu tayin eden genlerde çok alellik söz konusudur. Bu durum A, B, 0 kan gruplarının birden fazla alel tarafından kontrol edilmesi şeklinde açıklanabilir. A,B,0 harfleri kanın, alyuvar yüzeyinde bulunan iki karbonhidratı sembolize eder.

  • Karbonhidrat A’yı taşıyan A kan grubu
  • karbonhidrat B’yi taşıyan B kan grubu
  • her ikisini taşıyan AB kan grubunu
  • hiçbirini taşımayan da 0 kan grubunu gösterir.

Kan nakilleri sırasında bireyin kan grubu büyük önem taşır. İstatistiksel olarak günümüzde insanların %47’si 0 grubu, %41’i A grubu, %9’u B grubu ve %3’ü AB kan grubuna sahiptir. İnsanlarda doğumdan 2-8 ay sonra alyuvarların üzerindeki antijenlere göre antikor üretilmeye başlanır.

  • Alyuvarda A antijeni yoksa; plazmada Anti-A antikoru üretilir.
  • Alyuvarda B antijeni yoksa; plazmada Anti-B antikoru üretilir.
  • Alyuvarda hiçbir antijen yoksa; plazmada Anti-A ve Anti-B antikoru üretilir.
  • Alyuvarda hem A hem de B antijeni varsa; plazma antikor içermez.

Kan Nakillerinde Kan Grubunun Önemi

Kan nakli, alyuvarın antijeni ve plazmasındaki antikor yapısına göre yapılır. Herhangi bir antijene sahip bireyin kanı, buna karşı antikor içeren bireye verilmemelidir. Genellikle bireyler, sadece kendi kan grubundaki bireylerden kan alabilir.

Bir canlıdan başka bir canlıya taşınan her yabancı madde antijen olarak algılanır. Yabancı antijenler bireyin hücreleri tarafından alındığında çökeltici bir protein olan ve akyuvarlar tarafından üretilen antikor sentezlenir ve bireyin kanında çökelme başlar.

Örneğin A kan grubunda bir bireyin kanı, B kan grubunda olan bir bireye verilirse, A kan grubunda bulunan A antijenlerini, B kan grubundaki A antikorları (Anti A) çökeltir.

Rh Kan Grupları

Kan grubu tayininde kullanılan bir diğer alyuvar antijeni Rh’dir. Rh antijeni hücre zarında bulunur. Beş farklı aleli vardır. Rh’nin D protein tipi, Rh’nin varlığının tespitinde yaygın olarak kullanıldığı için bu proteinin varlığı Rh (+), yokluğu Rh (-) olarak isimlendirilir.

İnsanda Dolaşım (Lenf Dolaşımı)

Vücudumuzda kan dolaşımı dışında ikinci bir dolaşım sistemi olan lenf dolaşımı vardır. Lenf veya Akkan, akyuvar içeren, kan plazmasına benzeyen renksiz sıvıya verilen isimdir. Lenf sistemi tüm vücudu kan kılcalları gibi sarar. Lenf kılcallarının uçları kapalıdır, kan kılcallarına göre daha geçirgendir.

Lenf sistemi 3 kısımdan oluşur; Lenf damarları, lenf düğümleri ve lenf sıvısıdır. Lenf damarlarının birleştiği yerlerde lenf düğümleri bulunur. Bu düğümlerde bağışıklıkta görev yapan lenfositler üretilir. Lenf düğümlerine örnek olarak bademcik ve dalak verilebilir.

Lenf Sıvısında alyuvar ve trombosit bulunmaz. Bu yüzden renksizdir. İçeriği doku sıvısına benzerdir.

Lenf Dolaşımının Görevleri

  • Doku sıvısının fazlasını alarak ödemi engeller.
  • Lenf düğümlerinde lenfosit üretimi gerçekleştirerek bağışıklıkta rol oynar.
  • İnce bağırsaktan emilen yağ asitleri, gliserol ve yağda çözünen vitaminleri kalbe taşıyarak dolaşıma katar.

Lenf Damarları

  • Kan damarlarından daha fazla geçirgen yapıdadır.
  • Tek ucu kapalıdır (atar ucu yoktur).
  • Lenf damarlarındaki sıvının akış hızını; hücreler arası sıvının basıncı, damar duvarlarının ritmik kasılmaları, iskelet kaslarının kasılması ve solunum hareketi gibi faktörler etkiler.
  • Lenf damarlarının birleşmesiyle göğüs lenf kanalı ve sağ lenf kanalı adı verilen iki büyük lenf damarı oluşur

Lenf Düğümleri

  • Lenf damarlarının yolları üzerinde bulunan, özel hücre kümelerinin oluşturduğu yapılar, lenf düğümleri olarak adlandırılır.
  • Lenf düğümlerinin yan yana gelmesiyle lenf bezleri oluşur. Bunlar: bademcikler, timüs bezi, koltuk altı bezleri ve peke sarnıcıdır. Dalak da lenf düğümlerine benzer.
  • Bademcikler en büyük lenf bezleridir.
  • Lenf düğümleri lenfosit üretir.

Lenf – Kan İlişkisi

Lenf sisteminin çalışmasını engelleyen bozukluklar, dokularda çok miktarda sıvı birikmesine yol açar. Doku sıvısının bu artışına ödem denir. Bu durum, bazı parazitlerin lenf damarlarını tıkaması, kılcal damar basıncının artması, azalmış plazma proteinleri sonucu kılcal damarda ozmotik basıncın düşmesi ve kılcal damarların geçirgenliğinin artması sonucu ortaya çıkabilir.

Bağışıklık Sistemi

Vücudun, içine giren mikroorganizmalara veya diğer zararlılara karşı oluşturduğu sisteme bağışıklık sistemi denir. Bağışıklık sisteminde; dalak, kemik iliği, timüs, lenf düğümleri ve karaciğer bulunur.

Vücutta hastalık yapan bakteri, virüs, protozoa ve mantarların vücuda girerek çoğalmasına bulaşma (enfeksiyon) denir. Bulaşıcı özellik gösteren bu canlı türleriyle bağışıklık sistemimiz ilgilenir.

Bağışıklık Sisteminde Kullanılan Hücreler ve Terimler

Akyuvarlar: Savunma hücreleridir. Lökosit diye de isimlendirilir. Vücutta enfeksiyon olduğunda akyuvar sayısı artar. Kemik iliği ve lenf bezlerinde üretilen akyuvarların çekirdekleri ve organelleri bulunur. Yalancı ayaklar oluşturarak aktif yer değiştirebilir. Akyuvarlar granüllü ve granülsüz olmak üzere ikiye ayrılır.

Nötrofil: Granüllü bir akyuvar hücresidir. Yaşam süreleri çok kısa olan nötrofiller (ortalama olarak bir günden az) kemik iliğinde üretililer. Fagositoz yaparlar. Özellikle organizmayı mikroorganizmaların istilasından korurlar. Koruma sırasında sağlıklı hücrelerin yok olmasına da neden olabilirler.

Eozinofil: Parazitlerce oluşturulan enfeksiyonlarla savaşırlar. Parazitlerin dış duvarına yapışarak enzim salgılar ve parazitlerin parçalanması sağlanır. Granüllü akyuvar çeşididir.

Bazofil: Kandaki akyuvarların yaklaşık %0.4’ünü oluştururlar. Granüllü akyuvar sınıfına girer. Fagositoz yapabilir. Bazofiller histamin ve heparin içerebilir veya ihtiyaç anında salgılayabilir.

Monosit: Monositler vücuttaki akyuvarların yaklaşık %7’sini oluştururlar. Granülsüz akyuvar hücresidir. Kemik iliğinde yapıldıktan sonra kan dolaşımına geçer. Yaklaşık birkaç saat içinde kan dolaşımından çıkıp dokulara girer. Dokularda bulunan monositler ayrı makrofaj türlerine olgunlaşırlar (Makrofaj dokularda bulunan monositlere verilen addır; her tür dokunun kendine özgü makrofajları vardır).

Monositlerin fagositoz özellikleri makrofaj haline geçtiklerinde (dokulara giriş yaptığında) çok daha güçlenir.

Makrofaj: Makrofaj dokularda bulunan monositlere verilen addır; her tür dokunun kendine özgü makrofajları vardır.

Lenfosit: Granülsüz bir akyuvar çeşididir. Kanda dolaşan akyuvarların yaklaşık olarak yarısını oluştururlar. B – Lenfosit, T- Lenfosit ve doğal katil hücreleri olmak üzere 3 çeşitte sınıflandırabiliriz. Kanda dolaşan lenfositlerin ortalama %80’ini T hücre, %10’unu B hücre geri kalan %10’unu ise doğal katil hücreler oluşturmaktadır.

B – Lenfosit: Gelişimini; fetüs döneminde karaciğerde, doğumdan sonraki dönemde kemik iliğinde tamamlayan lenfositlere denir. Bu lenfosit türü uyarıldıktan sonra antikor üretimine başlar.

T – Lenfosit: Gelişimini; timüs bezinde tamamlayan lenfositlere denir. Hücresel bağışıklıktan sorumludurlar. Ayrıca B lenfositlerin aktivasyonunda görev alırlar.

Doğal Katil Hücreleri: Doğal katil hücreleri; kemik iliğinde yapılırlar, kan, kemik iliği veya dalakta bulunurlar. Doğal bağışıklığın bir parçasını oluşturan doğal öldürücü hücrelerin uyarılmaya ihtiyaçları yoktur. Mikropları direkt saldırarak imhā etmek yerine virüsler tarafından enfekte edilmiş vücut hücrelerine veya kanser hücrelerine saldırırlar.

Doğal katil hücreleri fagositoz yapmazlar. Bunun yerine, saldırdıkları hücrenin zarını zayıflatıp su ve iyonların hücrenin içine girmesini sağlarlar. Artan basınç nedeniyle saldırılan hücre parçalanır.

NOT: Fagositoz yapabilen hücre türleri; bazofil, nötrofil, monosit ve monositlerin bir türü olan makrofajlardır.

Antikor: Bağışıklık sistemi tarafından organizmaya giren organik maddelere karşı geliştirilen glikoprotein molekülüdür. Antikorun salgılanmasına sebep olan (lenfositler tarafından “organizmaya yabancı” olarak tespit edilen) maddelere antijen denir. Her antikor kendisine has bir mikrop (vb) türüne karşı etkilidir. Bazı antikorlar, mikrobu çökeltir; bazıları birbirine yapıştırarak etkisizleştirir; bazıları ise mikrobu eritir.

Bağışıklık Kazanmak

Bağışıklık, doğal ve kazanılmış olmak üzere iki şekilde kazanılır.

Doğal Bağışıklık

Vücudun hastalık etmenine karşı doğuştan bağışıklı olmasına denir. Savunmanın 1. ve 2. hattı kullanılarak bağışıklık yapılır. Genetik yapıda mevcuttur ve türe özgüdür.

Savunmanın birinci hattında, vücut yüzeyinde mikropların vücuda girişini önleyen engeller yer alır. Tükürük, gözyaşı, mukus salgılarındaki lizozim, mikropların hücre duvarını parçalar. Besinler yoluyla ağza alınan mikroplar önce tükürük içinde sonra midede enzimler, mukus ve farklı pH sayesinde yok edilir.

Savunmanın ikinci hattında ise yangısal tepki (iltihaplanma), interferon yöntemlerinin yanı sıra fagositoz yapan hücrelerin ve doğal katil hücrelerin savaşması ile korunma sağlanır. İnsan vücuduna giren patojenler, fagositoz yapan hücrelerle (monositler ve nötrofillerle) karşılaşır. Fagositoz yapan hücreler, patojenleri içindeki kofula alır.

Kazanılmış Bağışıklık

Sonradan çeşitli yöntemlerle kazanılan bağışıklığa denir. Aktif ve pasif bağışıklık olmak üzere ikiye ayrılır.

Aktif Bağışıklık

Hastalık etkeninin vücuda girmesini takiben bağışıklık sistemi (lenfosit üreterek, makrofajları ilgili bölüme göndererek) savunma yapar. Bu savunma sırasında bazı lenfosit hücreleri hastalığa ait antijenleri kaydeder ve aktif bağışıklık kazanılmış olur.

Aktif bağışıklık hastalığı geçirerek veya aşı olarak kazanılabilir. Uzun süreli bir koruma sağlar.

Pasif Bağışıklık

Hastalanmış kişiye dışarıdan serum verilmesiyle oluşur. Antikorlar kısa bir süre sonra yok edilir ve bağışıklık biter. Antikorlar serum aracılığıyla verilir. Tedaviler için kullanılır.

Bağışıklık Sistemi

Bağışıklık 3 kısımda gerçekleşir:

1. Hat savunma: Birincil savunma hattı; deri, mukus, mide asidi, hücrelerden yapılan lizozim salgısı, epitel doku ile sağlanır. Bu savunma hattı türe özgüdür. Bu hat, bir çok zararlının organizmaya girişini önler.

2. Hat savunma: İkincil savunma hattı; fagositoz yapan hücreler (makrofaj, nötrofil, vb), eozinofiller, doğal katil hücreleri, yangısal tepkiler ve antimikrobiyal proteinler ile sağlanır. Bu hat, vücuda giren zararlının yok edilmesini sağlar.

3. Hat savunma: Üçüncül savunma hattının amacı; yok edilmiş zararlıların hatırlanması ve aynı hastalığın bir daha oluşması halinde hastalığın daha kolay atlatılmasını sağlamaktır. Lenfositler ve ürettikleri antikorlar bu savunma hattını oluşturur.

1. ve 2. savunma hattının oluşturduğu dirence özgül olmayan bağışıklık. 3. savunma hattının oluşturduğu dirence özgül bağışıklık denir.

Özgül Olmayan Bağışıklık

Çeşitli etkenlerle dokular zedelenir ve bunun sonucunda iltihaplanma görülür. Zedelenen dokuya makrofaj, bazofil ve nötrofil gibi akyuvar çeşitleri müdahale eder.

Zedelenen dokuda bulunan bazofil hücrelerinden histamin salgılanır. Histamin kılcal damarların geçirgenliğini arttırır. Bu sayede kılcal damardan dokuya sıvı geçişi olur ve ödem oluşur.

Özgül Bağışıklık

Özgül bağışıklığı sağlayan ana antikor hücresi lenfositlerdir. T lenfositleri antijenleri direk tanıyamazlar ancak makrofaj hücrelerinden edindikleri bilgiler sayesinde antijenleri hatırlayabilirler. B lenfositleri ise antijeni doğrudan tanıyabilirler.

Antijen vücuda girdiğinde B lenfositleriyle T lenfositleri (makrofajlardan bilgiyi aldıktan sonra) çoğalmaya başlar. Oluşan yeni lenfosit hücrelerinin bir kısmı savaşan hücrelere, diğer bir kısmı ise hafıza hücrelere dönüşür. Hafıza hücreleri vücutta uzun bir süre yaşamını devam ettirebilirler. Ancak savaşçı hücreler kısa ömürlüdür. Aynı hastalık etkeni (antijen) vücuda ikinci kez girdiğinde hafıza hücreleri antijeni tanıdığı için daha hızlı antikor üretilmesini sağlar.

Özgül bağışıklık iki kısma ayrılır; humoral (sıvısal) ve hücresel bağışıklık.

Humoral (sıvısal) Bağışıklık

Bu bağışıklık, B lenfositleri ve onların ürettikleri antikorlardan oluşmaktadır. Sıvısal bağışıklık denmesinin nedeni üretilen antikorların (B lenfositlerinin ürettiği antikorlara immünoglobulinler denir) kan plazması aracılığıyla taşınmasıdır.

İmmünoglobülinler M(IgM), A(IgA), G(IgG), E(IgE) ve D(IgD) olmak üzere 5 çeşitten oluşmaktadır. Bu antikorlar bakterilerin sebep olduğu hastalıklarda çok etkilidir.

Hücresel Bağışıklık

T lenfositlerinin oluşturduğu bağışıklıktır. Makrofajlardan bilgiyi aldıktan sonra T lenfositleri hızlıca bölünmeye başlar. Oluşan lenfositler antijene temas ederek yok ederler. Bu bağışıklık türünde antikor oluşmaz.

Bu savunma sistemi özellikle kanserli hücrelerin, parazitlerin veya mantar hücrelerinin yok edilmesinde rol oynar.

Alerji Dumu

Alerji bağışıklık sisteminin alerji olunan maddeye karşı aşırı tepki vermesidir. Vücut bu alerjen maddelere karşı aşırı antikor sentezler, histamin salgılar. Alerjenler birbirinden farklı yollarla vücuda alınabilir.

Virüslerin Bağışıklık Sistemine Etkisi

Virüsler; çok küçük boyutlardaki, canlı veya cansız oldukları tartışılan birer varlıktır. Virüsler normal mikroskoplarla görünemez; ancak elektron mikroskobuyla virüsleri görebiliriz. Virüsler bir protein kılıf ve DNA ya da RNA dan oluşurlar.

Virüsler çoğalmak için hücrelere ihtiyaç duyar. Virüsler konak hücrenin metabolizmasını kullanarak kendilerini kopyalar ve bu kopyalanma sırasında mutasyon geçirebilir. Virüslerin her bir türünün ürediği özel canlılar ve dokular vardır. Örneğin hepatit virüsü karaciğer hücrelerini, kuduz virüsü ise beyin ve omurilik hücrelerini kullanır.

Virüslerin hücre içinde çoğalmasını engellemek için hücreler interferon salgılar. Virüsün bir bakteri hücresinde üreme adımları için tıklayın.

Şerif PAÇACI

Sosyal Medyada Paylaş

91 Görüntülenme

Eklenme Tarihi: 02.04.2021 20:29
Son Güncelleme: 05.04.2021 19:37

0 Yorum

İPTAL
Bu işlemi gerçekleştirebilmek için giriş yapmanız gerekmektedir!